Bedesten
Bina 12.yy’da Bizans Kilisesi olarak yapılmıştır. (St. Nicholas Kilisesi) Daha sonra Lüzinyalılar tarafından yapılan bazı Gotik eklemelerle genişletilmiştir. Venedik döneminde ise yeni değişikliklerden sonra Yunan Ortodoks etropolısıne verilen bina, farklı mimari tarzlarla hibrid bir dokuya sahiptir. Osmanlıla Döneminde daha çok tekstil urunlerının satıldıgı bir çarşı ve depo işlevi görmüştür. Kuzey kapısı üzerındekı taş işçiliği St. Sophia Katedralinin kapısınınkine benzemektedir.

Derviş Paşa Konağı (Etnoğragfya Müzesi)
19.yy’da yapılmış bu ıkı katlı konagın sahıbı Kıbrıs’ta ılk Türkçe gazetelerden olan “Zaman” gazetesını yayınlayan Derviş Paşa’dır. Konak,Lefkoşa surlariçinde tarihi çevre dokusunu en yoğun biçimde koruyan Arap Ahmet Mahallesınde bulunmaktadır. İki giriş kapısı olan konagın esas gırıskapısı üzerinde hicri 1219 (miladi 1807) tarihi okunmaktadır. Konakiki katlı olup, alt katı taştan, üst katı ise kerpiçten inşa edilmiştir. Sonradan ilave edildiği belliolan baş odanın süslemeli tavanında 1869 tarihi okunmaktadır. Konak “L” planı olup, genişbir iç avlusu vardır. Alt kat odaları iç bahçeyi cevreleyen revaklı odalara acılmaktadır. Üst kattakı avludakı haznenın uzerıne oturan ahşap bir merdivenle çıkılmakta ve odalar kapalı bir sofaya açılmaktadır. 1978-1988 yılları arasında yapılan restorasyon çalısmaları sonucunda,konagın kütüphane, kültür merkezi veya Eski Eserle ve Müzeler Dairesi olarak düzenlenmesi uygun görülmüştür. Bir bölümü baş oda, gelin odası, yatak odası, yemek odası ve tezgah odası olarak duzenlenen konagın bır bölümünde de gunluk yasantıda kullanulan esyalar sergılanmektedır. Teşhır ve tanzimi ”müze ev” olarak tamamlanan konak 21Mart 1988 tarıhınde Etnoğrafya Müzesi olarak ziyarete açılmıştır.
Lefkoşa Surları
Türk’lerin Kıbrıs’ı almak üzere oldugu dönemde Venedikliler, Lefkışa şehrini savunabilmek için kentin kentin çevresindeki eski Lüzinyan surlarının yerine 1567 yılında yenı surlar yapmaya başlarlar. Surların planını Guilio Savorgnano adlı ünlü Venedikli bir mühendis çizmiştir. Daire şeklinde 3 milçevresi olan bu surların uzerınde, her biri birer kale sayılabılecek 11 burç ve 3 kapı bulunmaktadır. Surlar, dışı taşla örülmüş kalın toprak
%20thumb_city%20walls.jpg)
duvarlardan oluşmaktadır. Surlarda bulunan kapıların adları, kuzeyde “Porta Del Provediotore (Girne Kapısı)”, doğuda “Porta Guilana (Magosa Kapısı)” ve batıda Porta Domenico (Baf Kapısı)”dır.Venedikliler suralrı yapabilmek ıcın 3 millik çevrenın dısında bulunan evleri, sarayları manastır ve kiliseleri yıkıp taşlarını surların yapımında kullanmışlerdır. Surların yapımında Frenk soylularının ve diğer katkısı olan kişilerin adları da (Rochas, Loredano, Barbaro) burçlara verilmiştir. Venedikliler Lefkoşa kenti suralrını bitirmeden Osmanlılar tarafından yenilgiye uğratılmıştır.

Girne Kapısı
1567 yılında Venediklile tarafından savunma amaçlı yapılan Lefkoşa surlarının şehre giriş kapılarından bir tanesidir. Bu kapıyı yaptıran Venedikli
mühendis Proveditore Francesco Barbora’nın ismi Girne Kapısına verilmiştir. Porta, İtalyancada kapı anlamındadır. 1821 yılında Osmanlılar
döneminde kapı bazı ilaveler ile değişikliğe ugradı. Kemerli giriş kapısının uzerınde SULTAN II. MAHMUT’ tuğrası bulunmaktadır. İngiltere Kralı III. Georgeon adını belirten sembol Latince MDLX11(1562) yazılı yazıt bukunmaktadır. Üzerindeki 1931 yazısı ise İngilizler zamanında surlarla kapı arasındakı duvarlar kaldırılarak bugunku görüntüsünü aldıgı tarıhtır.
Arap Ahmet Camii
Lefkoşa’daki Türk yapısı camıler ıcınde en dıkkate değer alanı Arap Ahmet Camii’dir. 1845 yılında inşa edilen cami, diğer bir çok cami gibi eski bir Latin Kilisesinin yerıne yapılmıstır. Caminin döşemesini oluşturan mermerler arasında Lüzinyan ve Venedik Dönemlerinden kalma 25 kadar yazılı ve resımlı mezar taşı bulunmaktadır. Cami, Kıbrıs’ın fethinde Türk ordusunun generallerınden olan Arap Ahmet Paşa’nın adını taşımaktadır. Klasık Türk
Camii mimarisinin güzel bir örneğini oluşturur. Kemerli bir sundurması ve altı metre çapındabir kubbesi vardır. İçind eski Türk Mezarları olan bahçesi günümüze dek korunabilmiştir. Şadırvanı, selvileri ve eskı mezarları ıle Lefkoşa şehrinin ozel bır kosesıdır. Camidekimezarlar arasında , 1832 yılında Lefkoşa’da dogmus olup Osmanlı Devleti hizmetinde 4 kez sadrazamlığa (Başbakan) dek yükselmiş olan Kamil Paşa’nında mezarı vardır. Kamil Paşa 1913 yıllarında Kıbrıs Valisi olan Sir Ronald Storrs, Kamil Paşa’nın mezarını 1927 yılında yaptırıp, üzerine Türkçe ve İngilizce bir kitabe koydurtmuştur.
Selimiye Camii
Katedral, Kıbrıs’taki en büyük en görkemli ibadethane ve en önemli Gotik mimari eser olarak kabul edılmektedır. Daha once aynı yerde bulunan Hagia Sophia adlı Bizans Kilisesinin üzerine kuruldugu soylenmektdir. Latin Başpiskoposu Eustorfe Montaigu tarafından 1208 yılında yapımına başlanmış ve 1326 yılında katedral kutsanarak ibadete acılmıştır. Kıbrıs’ın en onemlı kılısesı oldugunddan, Lüzinyan Krallarının taç giyme törenleri burada yapılmaktaydır. Yapı 1373 yılında Cenevizliler, 1426 yılında Memlükler tarafından yağmalanmış ve birkaç depremde zarar görmüştür. 1491 yılındaki
yer sarsıntıları sonucu, Katedralin doğu bölümü yıkılmış ve Venedıklıler tarfından onarılırken, eskı bır Lüzinyan kralının (II.Hugh) mezarı ortaya cıkmıstır. Bozulmamış durumda olan cesedin basında altın bir taç, üzerinde de altından eşya ve belgeler bulunmustur. Fransız mimar ve ustaları tarafından inşa edilen katedral Orta Çağ Fransız mimarısının çok güzel bir örneğidir. Katedral, anıtsal bir kapıyla başlar. Kapının uzerınde taaş oyma pencereler, eşsiz bir Gotik sanatı örneğidir. Girisin ilk yanında bitirilmemişolan çan kulelerınınuzerıne Osmanlılar tarafından cami minareleri oturtulmuştur.
Haydarpaşa Camii
St. Sophia’dan sonra en dikkate değer Lüzinyan yapısı St. Catherine Kilisesi-şimdiki Haydar Paşa Camiidir. Tarihçi Sir Harry Luke tarafından Kıbrıs’ın en zarif mükemmel Gotik Binası olarak tanımlanmaktadır. St. Catherine Kilisesi 14.yy’da inşa edilmiş olup, Osmanlıların adaya hakimiyetlerinden sonra cami haline getirilmiştir. Binanın yukarı doğru daralan ayaklarının arasına uzun ve dar Gotik pencereler yerleştirilmiştir. Pencerelerin üst kısımları alçıdan geometrik desenlerle süslüdür. Kilisesnin üç girişi vardır. Gotik sekılde yapılmış oan güney kapısının ince taş işçılıgı ve kapı
sövesinin üzerinde Lüzinyan armalarının kabartmaları göze çarpmaktadır. Btı kapısı daha buyuk olup aynı mimariye sahiptir. Sövesi gül ve ejderha motifleriyle süsledir. Kuzey girişi daha sadedir, burası dirsekler üzerinde elinde balık tutatn çıplak bir kadın figürü ve ejderha türü kabartmalarla süslüdür. Kilisesnin içinde bir koro yeri, törenlere ait eşyaların saklandıgı bir oda, hazine ve küçük bir vaftiz havuzu bulunmaktadır.
Büyük Han

Tarihi ve mimari değerler bakımından Lefkoşa’daki Türk eserlerinini basında Büyük Han gelmektedir. 1572 yılında andın ilk Osmanlı valisi Beylerbeyi Muzaffer Paşatarafından yaptırdıgı kabul edılmektedir. Yapı dörtgen bir plan üzerine, iki katlı inşa edilmişolup, geniş bir avlunun cevresınde sıralanan odalar, kemerli ve kubbeli bir sundurmaya acılmaktadır. Büyük Han’ın cesıtlı yapılardan ve yerlerden alınmıs olunması muhtemeldır. Altı köşeli,
konik başlıklı taş bacalarla,bu kubbeli kücük mescıt, hanın Türk tarzı mimarisini tamamlayan onemlı unsurlardır. Hanın zemin katındakı odakar dukan, depo ve ofis olarak kullanılmıstır. Üst kattakı sekızgen bacalı bireri şömineleri olan odalar ıse yatak odalarıdır. Anadolu’da sık rastlanan benzerleri gibi olmasına ragmen bir farklılığıda mevcuttur. Bu tip han ve kervansaraylar genellikle tek bir ana kapıya sahip olmalarına rağmen, BüyükHan’ın bir girişi daha bulunmaktadır. Alt ve üst katlarında toplam 68 oda bulunmaktadır. Doğu girisinde ise 10 adet dükkan bulunmaktadır. Bursa’daki Kozahan örnek alınarak inşa edilmiştir.
Kumarcılar Hanı
17.yy. sonunda yapılmıs olan bir Osmanlı yapısıdır. Giriş kapısındakı işlemeli Gotik kemerin biçimi ve oranlarının yapıdakı dıger kemer ve Osmanlı mimari uslubuna aykırı olması nedenıyle daha önceden varolan bir yapıya, muhtemelen bir manastıra ait olabilecegi düsünülmektedir. Yapı dörtgen bir plan üzerine inşa edilmiş olup, iki katlıdır ve camısı yoktur. Yolcular ust katkı odalarda kalır, alt kattakı odalarsa hayvanların konaklaması ve eşyalar için depo olarak kullanılırdır. Toplam 52 odası vardı. Fakat günümüze 44 odası gelmiştir. Hanın hisseleri tamamen özel bir kişiye aittir. Son yıllarda restorasyona alındıgı ıcın ziyarete kapalıdır.

Venedik Sütunu (Dikilitaş)
30 ayak yükseklıgınde gri granitten oluşan bu sütun Salamis Harabelerinden getirilip 1550 yılında şu anda
bulundugu yerden biraz daha ilerideki Saray Önü Avlusuna dikilmiştir. Osmanlıların adayı fethetmesıyle birlikte söküldüğü bilinmektedir. 1917 yılında İngilizler tarafından şimdiki yerine
dikildi. Sütunun tepesınde bır zamanlar var olan St. Mark Aslanının yerine İngilizler bir büst koydular. Sütunun etrafında Venedik Hanedanlarına ait soyluların altı tane arması bulunmaktdır.

Taş Eserler Müzesi
Selimiye caminin doğusunda bulunan Taş Eserler Müzesi 15.yy’da inşa edilmiş, Venedik tarzı bir yapıdır. Orta Çağlardan bugune değin bir çok taş eser (armalar,mermer eserler,lahit ve sütunlar) örneklerini barındırmaktdır. Giriş kapısının karşısında görkemli taş işlemeli pencere, eskiden Sarayönü meydanında olup İngiliz döneminde yıktırılan Lüzinyan Sarayından getirtilmiştir. En göze çarpan eserler olarak Dampierre ailesine ait lahit 13.yy’da Kıbrıs Mareşali olan Adam of Antioch’a ait mezartaşı sayılabilir. Ayrıca mermerden bir St. MarkAslanı da avluda bulunan eserler arasındadır.
Sultan Mahmut Kütüphanesi
1829 yılında Sulatan II. Mahmut Döneminde Kıbrıs valisi Ali Ruhi efendi tarafından inşa ettirilmiş olan yapı, Selimiye Caminin doğu kapısının yanında yer almaktdır. Bina, kubbeli buyukce bır odayla, yine kubbeli ve kemerli bir sundurmadan oluşmaktadır. Arap Ahmet Camii gibi klasik Osmanlı Cami ve medrese mimarisinin bir örneğidir. Kütüphanede 1700 kadar kitap bulunmakta, bunbların arasında el yazması Kur’an-ı Kerim ve değerli Arapça, Türkçe ve Farsça kitaplar yer almaktdır. Bu kitapların bir kısmı Sultan II. Mahmut tarafından gonderilmiş baıları ıle bağış ıle sunulmustur. Şair Hoca Hilmi Efendi tarafından kütüphanenin iç duvarını çepeçevre kaplayan bir methiye (kaside) yazılmıştır. Padişah methiyeyi o kadar çok beğeniyor ki onu Topkapı Sarayı’na çağırarak şairlerin erişebileceği en yüksek unvan olan SULTANÜ ŞUARA (şairler sultanı) ünvanı ile onurlandırır. Kitaplar Girne’deki Milli Arşive aktarıldı. Şu anda Vakıflar İdaresi kontrolündedir.
Lüzinyan Evi
Lefkoşa sur içinde olan ve 15.yy’dan günümüze gelen, Gotik kemerli giriş kapısı ve üzerinde armaları, Osmanlı Dönemi ahşap tavanlarıyla güzel birköşktür. Orta çağ yapıları araştırmacısı Camille Enlart’ın Gotik Sanatı ve Ronesans Kıbrısta isimli kitabinda bu konaktan bahsetmektedir. 1958 yılına kadar bir Rus ailesi tarafından kullanıldıgı bilinmektedir. Konut ve dokuma atölyesi olarak kullanılan konak, ailenın vasıyetı üzerine Kıbrıs hükümetine kalmıştır. 1997 yılında restorasyonu tamamlanarak lüzinyan ve Osmanlı dönemlerine ait eşyalarla ziyarete açılmıştır.
Saçaklı ev
Selimiye Camisinin Güneydoğusunda Kütüphane Sokakta bulunan ve köşk odasının sokağadogru çıkıntısının desteklenmesı amacıyla yapılan geniş saçaklardan dolayı bu adla anılan bu yapının alt katında Lüzinyan döneminin mimari özelliği görülür. Kare bir içavluyu çevreleyen Lplanlı ve ikikatlı bir yapıdır. Osmanlı döneminde mevcut ortaçağ kalınıtlarından yararlanarak geliştirilen konut gerekplan gerekse yapının tekniği ile malzeme özellikleribakımından Osmanlı Konut Mimarisi özellikleri taşımaktadır. Binanın son sahipleri Mustafa Şemi ve Vijdan Şemi isminde bir aile idi. Yaşlandıklarından dolayı binanın üst katına çıkamaz oldular ve burayı sattılar. 1986 yılında binanın bakımsızlıktan yıkılmak üzere oldugunu fark eden Eski Eserler Dairesi burasını kamulaştırmıştır. 1994 yılında başlayan restorasyonla 1996 yılında tamamlanmıştır. 1997 yılı itibarıyla kültür sanat merkezi olarak kullanılmaktadır.
Mevlevi Tekkesi
17.yy başlarında yapılmıştır. Fetihten sonra adaya gelen Türklerin çöoğu Konyalı oldugundan Mevlana’nın hayat tarzını kabul ettırmek ıstemısler ve Lefkoşa’da bu tekkeyi kurmuşlardır. Zamanla ölen Mevlevi ileri gelenleri arka odalara gömülerek türbe haline getirilmiştir. Tekke, şu an müze olarak kullanılmakta; Mevlevi giysileri, müzik aletleri,ve etnografik malzemeler sergılenmektedir. Mevlevi mezhebinin merkezi Anadolu’da Konya, Surıye’de, Halep,Kıbrıs’ta ise Lefkoşa Mevlevi Tekkesidir. Mevlevilik genel anlamda: Hiçbir dini ayırımı gözetmeden dünya ınsanlığına kucak açan ve Tanrıdan geleni kullarına dagıtan hümanist bir inanca sahiptir. Sema ayinlerinde dönen Mevlevilerin sağ avuclarının göğe,sol avuçlarının yere bakması “haktan aldığımız halka saçarız” anlamını taşımaktadır. Her yıl Mevlevi Tarikatının kurucusu olan Mevlana Celalettin Rumi’nin ölümüne (vuslata inişine) denk gelen Aralık ayının 17. Gecesi “şeb-i arus” (gelin gecesi) Sema ayını duzenlenmektedir. Mevlevi Tekkesi Emine Sultan adlı bir saraylının verdiği arazi üzerine 17.55’da yaptırıldıgı ve bu kadının bu binanın avlusunda turbesı bulundugu bilinmektedir. Türkiye’de Atatürk devrimlerinden sonra 1925 yılında tüm tarikatlar kapanmasına rağmen son şeyh ŞAMLI SELİM DEDE ölüm tarihi olan 1953 yılına kadar Mevleviliği Kıbrıs’ta sürdürmüştür. 1961 yılında Kıbrıslı Türklerin ilk müzesi olarak açılmıştır. 2002 yılına yapoılan resterasyonlardan sonra müze yeniden düzenlenmiştir. Müze içersinde 16 tane mezar vardır 6 tanesinin kimlikleri tespit edilmiştir. 1.mezar son şeyh olarak görev yapan Şamlı Selim Dedeye aittir.